En Sıcak Konular

Avni Özgürel
Radikal

Avni Özgürel
0 0 0000

Muhalif olmak hak mı, suç mu?



  Serbesti yazarı Hasan Fehmi (solda) ve Ahmet Samim'i İttihat Terakki'nin tetikçileri öldürdü.

 Matbuat, muhalefet demek. Ancak buna tahammül ne dün vardı ne de bugün var. Gazeteciler imparatorluğun son, Cumhuriyet'in ilk yıllarını tehdit, sürgün, cezaevi baskısı altında yaşadılar...

Geçtiğimiz haftayı basın, ifade hürriyeti, muhalif olma, itiraz etme hakkı tartışmalarıyla geçirdik. Başbakan'ın TV söyleşisinde dile getirdiği öfke içeren cümleleriyle başlayan tartışma cumhurbaşkanı seçimini dahi gölgede bıraktı. Emin Çölaşan'ın işten çıkarılmasıyla kabaran duyarlılığın

üzerine Bekir Coşkun'un hedef haline getirilmesi eklendi.

Bu tablolar yeni değil elbette. İmparatorluğun son çeyrek asrında

pek çok örneği görüldü... Özellikle de İttihat Terakki iktidarında ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında.

2. Abdülhamid'e muhalif tavrıyla tanınan Şair Eşref'in İttihat Terakki baskısını gördükten sonra kaleme aldığı malum dizeler durumun özetidir bir bakıma: "Devri istibdatta söz söylemek memnu (yasak) idi/ Söyler isen ağlatırlardı ananı/ Şimdi devri hürriyetteyiz/ Önce söyletirler sonra s... ananı..."

İttihat ve Terakki meşrutiyetin ilanını sağladığında iktidar değildi. Hatta meşrutiyet taraftarlarının önemli bir kısmının İttihat Terakki'ye muhalif olduğu dahi söylenebilir. Hikâye bu dönemde Mısır'dan İstanbul'a dönerek Mevlanzade Rıfat'ın çıkardığı Serbesti gazetesinin başına geçen Hasan Fehmi'yle başladı. Yazılarında İttihat Terakki'yi sert bir dille eleştiren Hasan Fehmi İttihatçıların boy hedefi haline geldi. İpleri tamamen ele almaya hazırlanan kadro onun üzerinden bütün muhalifleriyle kavga etmeye başladı. Hasan Fehmi Bey tehdit mektubu yağmuruna tutuldu ilkin. Mevlanzade'ye de 'Bu adamı gazetenden at' diye ısrarlı telkinler gelmeye başladı.

Ama yazılar kesilmedi. Hatta şiddeti daha da arttı. Sonunda 6 Nisan 1909 akşamı Galata Köprüsü üzerinde vuruldu Hasan Fehmi. İttihat Terakki yedekte tuttuğu çok sayıda tetikçiden Abdülkadir'i kullanmıştı bu eylemde.

Katil yakalanamadı

Olayın duyulmasıyla muhalefetin korkup sesini keseceğini umuyordu 'cemiyet' ama beklediği gibi gelişmedi olaylar, aksine tırmandı. Üniversite talebeleri Babıâli'nin yani başbakanlığın önünde toplanarak gösteri yapmışlar, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa, 'Katiller mutlaka bulunacaktır' diye söz vermişti ama Hasan Fehmi'yi öldüren Abdülkadir kimliği bilindiği halde yakalanmadı. Dolayısıyla suikast yeni cinayetlere kapı açtı.

Basında Hasan Fehmi'nin yerini Sada-yı Millet gazetesi yazarı Ahmed Samim aldı bir anda... Hasan Fehmi kadar sert değildi onun üslubu ama İttihatçıları öfkelendirmeye yetti. Ve aynı film bir kere daha devreye girdi. Tehdit mektupları yağmuru, gazete binasını taşa tutmalar v.s. Akıbet belliydi. Ürküyordu Ahmet Samim ama yazılarına son vermeyi de kendine yediremiyordu. Suikasttan önce arkadaşı Kıbrıslı Şevket'e yazdığı mektupta İttihatçıların kendisini öldürmeye karar verdiklerini öğrendiğini söylüyordu.

9 Haziran 1910 gecesi arkadaşı Fazıl Ahmed ile birlikte Bahçekapı'da yürürlerken kurşunlara hedef oldu Ahmet Samim. Cemiyetin ünlü fedaisi Yakup Cemil ya da Hasan Fehmi'i öldüren cumhuriyet döneminde İzmir Suikastı davasında tutuklanıp idama mahkûm edilen İttihatçı Abdülkadir'di katili.

Ahmed Samim'in Kıbrıslı Şevket'e yazdığı mektup suikasttan sonra Sosyalist Hilmi'nin İştirak gazetesinde yayınlandı.

"Kardeşim Şevket. Bu akşam fevkalâde bir işim çıktı, gelemeyeceğim. Bunun için bilhassa affını rica ederim kardeşim, tâbii olarak Şehabeddin de gelemez. Sana gayet gizli ve namusumuza tevdi edilmek üzere bir müjde vereyim. Fakat bunun dışarıda duyulması etrafımızda dolaşan tehlikeyi daha yakınlaştırmaktan başka bir işe yaramaz. İttihat ve Terakki Cemiyeti idamıma hükmetmiş, idam olunacağım. Bunu yarı resmi bir surette tebliğ ettiler. Haberiniz olsun. Yalnız arkadaşlardan bir şey rica ediyorum. Bana Hasan Fehmi'ye yaptıkları gibi şatafatlı bir cenaze alayı tertip etmesinler. Demirci Köyü'nde bir bayır tepesinde küçük ve garip bir köy kabristanı vardır. İstiyorum ki, beni oraya defnetsinler. O mezarlığın kenarında gençliğimin en tatlı birkaç saati şiir ve hülyasını geçirdim, fikrimin o küçük mezarlıkta olduğu kadar hiçbir yerde o kadar derin bir huzur bulup, kendimden geçerek dünya meselelerinden uzaklaşmadım... Mezarlığın bulunduğu tepeden bütün kırlar, tarlalar, etrafın uzakta birer küçük ve yeşil demete benzeyen koruları, ormanları. Ve nihayet tâ ilerde Karadeniz'in kâh durgun ve mavi, kâh beyaz ve öfkeli yüzeyi sonsuz görülür. Cenazemin orada kalmasını rica ediyorum. Emin olun ki, kalbimde hiçbir korku duymuyorum. Bana dindarane bir tevekkül geldi. Ölmeye razı, hazırım. Yalnız ne zaman olacağını bilmiyorum. Yakında inşallah görüşür ve bunu tafsilatıyla anlatırım. Gözlerini öperim. Nureddin'e selam, Edhem Beyefendi'ye saygılar. Ahmed Samim."

İttihat Terakki'nin doğrudan kendisini hedef alıp suçlayan bu yayına tahammül etmesi imkânsızdı. Nitekim gazete kapatıldı İştirakçi Hilmi ve Kıbrıslı Şevket tutuklandı.

Ama bu iki suikasta rağmen İttihatçıların aleyhine yazılar kesilmedi basında.

İttihat Terakki de yöntemini değiştirmedi. Şehrah gazetesi başyazarı Zeki Bey vardı bu defa hedefte. Hasan Fehmi Bey'i hatırlatan sert üslubuyla ünlenen Zeki Bey 10 Temmuz 1911 akşamı Bakırköy'deki evinin önünde öldürüldü.

Ardı ardına gelen bu cinayetlerin gazetecileri sindirmediği söylenemez

elbette. Eline kalem almaya korkar hale geldi pek çok kişi.

Takrir-i Sükûn mağdurları

Fondaki fotoğraf değişse de tabloya hâkim olan tavır, renk, üslup sonraki yıllarda da devam etti. Cumhuriyet kadroları İttihat Terakki'ye muhaliftiler kuşkusuz ama muhalefete bakışta fazla farkları yoktu.

Nitekim bu, Şeyh Said İsyanı vesilesiyle çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu'nun uygulandığı süreçte görüldü. O dönemde Türk basını ikiye ayrılmıştı bir bakıma Cumhuriyet Halk Fırkası yandaşları ve muhalifler diye. Akşam, Cumhuriyet, Hâkimiyet-i Milliye iktidarı destekliyorlardı. Vatan, Tevhidi Efkâr, Son Telgraf ve İstiklal muhaliftiler. Doğal olarak Mustafa Kemal'in öfkesi muhalifleri hedef alıyordu: "Biz, hedefimizin ulviyetine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Fikri ve fiili kusur ve noksanlarımızı görüp hayırhane ihtar edilmesine memnun oluruz. Ama tenkit hakkını kötüye kullanmak ve yorumlamak yoluyla bizi engellemek isteyenler ya hain ya da gafildir. Haksız ve insafsız eleştirilere karşı hoşgörülü değilsek, sert davranıyorsak, bunun nedeni ülke ve ulus çıkarlarını her şeyin üstünde görmemizdir" diyordu.

İstanbul basını, milletin ihtiyaçlarını anlayamadığı ve kötü niyetle hareket ettiği için, yalnızca yapay bir kamuoyu oluşturmaktaydı. Dolayısıyla muhalefet gerçekleri göremediği ölçüde gafil, görüp de doğru politika çizgisini engellemeye çalıştığı ölçüde haindi.

Tek maddelik bir kanundu Takrir-i Sükûn. Hükümete ülkeyi emirle yönetme yetkisi tanıyor, ayrıca iki adet İstiklal Mahkemesi kurulmasını öngörüyordu.

Kanun kabul edildikten sonra, ilk tutuklamalar gazetecilere yönelik

yapıldı. Muhalif kabul edilen bütün basın organları kapatıldı, gazeteciler tutuklandı. Yargılanan gazeteciler, duruşmaların sonuna doğru, Mustafa Kemal'e hitaben aflarını isteyen müşterek bir telgraf çektiler. Kulaklarına böyle bir girişimde bulunmaları halinde yargı sürecinin leyhlerine sonuçlanacağı fısıldanmıştı elbette. Öyle de oldu. Atatürk İstiklal Mahkemesi Başkanlığı'na gönderdiği bir telgrafla duruma müdahale etti: "Cumhuriyet'e bağlılıklarını ve pişmanlıklarını

açıklayarak aflarını isteyen gazetecilerin bu davranışlarının dikkate alınmasının uygun olacağı kanaatindeyim..."

Neticede gazetecilerin 'Devlet otoritesini sarsacak isyana yol açmak kastı taşımadıkları, dolayısıyla atfedilen suçu işlemedikleri' ne karar verildi.

Anne Marie Schimmel ve Ankara İlahiyat

Anne Marie Schimmel, İslam bilimleri ve Türkçe konusunda akademik çalışmalarıyla edebiyatımıza, Türk kültürüne değerleri katkılarda bulunmuş bir batılı âlim. Marburg, Ankara, Bonn ve Harvard üniversitelerinde dersler veren, çeşitli ülkeler tarafından çok sayıda fahri derece, nişan ve akademi üyeliği ile taltif edilmiş olan Prof. Schimmel'in aldığı ödüller arasında Türkiye Tanıtma Vakfı Madalyası, Selçuk Üniversitesi'nin verdiği fahri doktora ve nihayet 1996 yılında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Çankaya Köşkü'nde düzenlenen törenle kendisine tevdi ettiği Türkiye Cumhuriyeti Liyakat Nişanı var.

Schimmel'in anısına bir belgesel yaparken ders verdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne müracaat ederek kısa bir çekim yapmak isteğimi ilettim... Doğal olarak bunun memnuniyet uyandıracağını sanmıştım... Yanılmışım.

Yurtdışında, Türkiye'de yapılmış çok sayıda röportaj vs. ile gerçekleşti çalışma; ama kurumların ne hale geldiklerini düşündüren iz çıkmamak üzere kazındı yüreğime. Türkiye sevdalısı bir âlimdi Anne Marie Schimmel!



Bu yazı 1,422 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 18 Nisan 2010 Doğum gününde sevgiliyi hatırlamak...
    • 3 Ekim 2008 Gerçek gündem ve eğlence
    • 14 Ağustos 2008 Bir test, 2 bin ölü!
    • 30 Temmuz 2008 İddianamenin şifresi
    • 12 Temmuz 2008 Ordu ne düşünür?
    • 2 Temmuz 2008 AKP davası ve Ergenekon
    • 26 Haziran 2008 Travma!...
    • 21 Haziran 2008 Yeni dönemde Tayyip Erdoğan ve...
    • 12 Haziran 2008 Yargı kılıf işlevi görmeye başlarsa!..
    • 28 Mayıs 2008 Kritik dönemeç
    • 21 Mayıs 2008 Mahkeme nasıl kışkırtılır?
    • 14 Mayıs 2008 Sahtelik, devlet ve siyaset
    • 8 Mayıs 2008 Erdoğan’ın yol haritası
    • 30 Nisan 2008 CHP değişirse her şey değişir!..
    • 23 Nisan 2008 Laikliği masaya yatırmak!
    • 16 Nisan 2008 Perdeyi kaldırmak
    • 9 Nisan 2008 AKP nasıl kurtulmaz?
    • 2 Nisan 2008 Tayyip Erdoğan
    • 26 Mart 2008 Başımıza gelenler...
    • 19 Mart 2008 Siyasi tarihin ayıplı sayfaları

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,204 µs