En Sıcak Konular

Behiç Karahisarlı

AYKIRICA
Behiç Karahisarlı
0 0 0000

Ve, 'sıkmabaşlı kadın' medyada yer almanın yollarını keşfetti...



Dikkat ediyor musunuz, son günlerde malum medyanın sayfalarnı; artık "güya Müslüman" kadınlar süslüyor... Kay kayları, aşk hatıraları ve kompleksli kıyafetlerinden sonra, plaj günlüğü yer almış renkli sayfalarda…

Bir zamanlar, çok değil, 10 yıl önce yaşadıkları baskı ve yasaklar karşısında "bize yer vermiyor" dedikleri basın organları artık onlara sayfalarını cömertce açmış durumda.. Sayfalarda boy boy resimleri, günceleri, izlenimleri en ince ayrıntısına kadar yer alıyor. Neler yer almıyor ki, bu yazılarda, sipariş üzerine karda yapılan kay kaylar, kadın sultanlar üzerinden seks ve cinselliğe göndermeler, "sıkmabaşlı" bir kadının plaj günlüğü... Evet, devir o kadar değişti ki, bu kez bu hanımlara “İslamcı basın” yer vermiyor artık. Bir zamanlar çok eleştirdikleri ve taviz vermedikleri için kendilerine hakaret eden medya organlarını süsleyebiliyorlar ancak.. Nasıl da tersine döndü her şey değil mi? Bir zamanlar bunları aşağılayan her türlü hakareti yapan gazeteler, şimdi bunları cömertçe kullanıyor.. Bunlara yer veren İslamcı gazetelerse vazgeçmişler sütun açmaktan.. Bu radikal değişimin nedenini düşünenleriniz mutlaka vardır.. Bunu AKP iktidarıyla açıklamak, tek başına yeterli midir onu bilemiyorum.. Ancak bildiğim bişey var, o da; değişen medya olmadığına göre, bu başarı(!) elbette kadınlarımızındır...

Ancak şu bir gerçek ki, Türkiye'de sürekli moderniteyi savunan, buna engel gördükleri gerçek anlamda "tesettür" ve "utanma"yı yerden yere vurup, kompleks oluşturmak isteyen çevreler bayağı yol kat'etmiş durumdalar.. Zira, bu anlattıklarımızın yaşanması başka neyle izah edilebilir ki..! Dahası aynı çevreler, artık bu kadınları sadece bol soslu malzeme olarak değil, "tesettürü", "utanma ve "haya"yı imha için de kullanıyor ne yazık ki.. Türkiye'de artık, "güya İslamcı kadın", 10 yıl öncesinin kadını değil… İslam Peygamberi Hz. Muhammedin “Utanma ve haya güzeldir, kadında olursa daha da güzeldir” sözü sanki hiç bu kadar unutulmamıştı. Uatanma, yüz kızarması, ahlak gibi kavramlar belki de hiç bu kadar geri plana itilmemişti.. Sadece, "güya Müslüman" yazar çizer "kadın tayfası"nda mı oldu bu gelişme, elbette değil.. Bir kısım erkeklerinde de tezahür etti.. ; Batı basınına, “Türkiye'de gstring konuşuluyor.” başlığını attıran da İslamcı geçinen bir yazar..

 İşte bir örnek...

Olayın özetini biliyorsunuz... "İslamcı" geçinen bir dergide G stringin rolunü inceleyen bir vatandaş, mal bulmuş mağrıbi gibi bunu kaleme alarak okuyucularına duyurmuş.. "Soruşturmacı yazarlık" o kadar etki yaratmış ki, Türkiye'nin en çok satan gazeteleri sessiz kalamamış ve alıntı yapmışlar çarşaf çarşaf bu dehşetengiz bulguyu.. Bu zevatın ilginç tesbitlerine, sözümona İslamcı kadın çizer takımı da katılmış, “Nerden biliyor, nasıl tesbit etmiş” ifadeleriyle..

Habere bakar mısınız? "İslami kesimden köşe yazarları arasında son günlerin en hararetli tartışmalarına sahne olan konu "Tesettürlü kadın g-string giyer mi?" oluyor.”

Çok geçmiyor, bir başka kadın yazarın bir gazete için yazdıkları geliyor gündeme; "Tesettürlü bir kadının plaj güncesi"

Anlatıyor bizim ki;

"Evlendim, balayındayız. Nedense, Bodrum'dayız. Bir tekne kiralıyoruz. Amaç vakit geçirmek. Adamlar bizi gezdirirken, Ender (kocanın ismi) denize giriyor, ben de izliyor ve tekne demir attığı için kesilen esinti nedeniyle terliyorum. Sonra o kaptana ve yardımcılarına, "Karımın durumu malum, gördünüz yani, tesettürlü, ne yapabiliriz?" diye soruveriyor. Çok girişken.

Kaptan "Ayıpsın kardeş, bizim de anamız bacımız örtülüdür, biz arkadaki odaya gireriz, bacımız rahat etsin" diyor. Oda dediği, iki metrekarelik penceresiz bir yer, ben "Olmaz, hayatta olmaz" diyorum, "Üç kişi oraya nasıl sığacak? Hem nasıl güvenebiliriz?"

Bu kadar itiraz ediyorum da, kıyafetlerimin altına da mayomu giymişim, hatta 'her ihtimale karşı' yedek kıyafet almışım... Hani bir fırsat çıkar, bir şey olur... 10 dakika kadar denize giriyorum. Adamlar söz verdikleri gibi teknenin o minicik kâbus odasında bekliyorlar. Üç adam. İki metrekare yer. 10 dakika.

Ne bencillik ama. Şu memleket evladına bu kadar çile çektirmek reva mıdır?

Ölü Deniz'de, kaldığımız otelin yunus balığı şeklindeki pedallı araçlarını sürerek, kimsenin bizi görmeyeceği kadar açılıyoruz. Yine tedbirli gelmişim. Suya atlıyorum. Biraz yüzüp dalıyorum. Dalgıç kıyafetli bir turist çıkıyor daldığım yerden. "Hello" diyor. "Hello" diyorum çaresiz. 'Efendim, yazılacak bir günah varsa, Ölü Deniz'in kör noktasında da olsan gelir seni bulur' oluyorum. Teselli buluyorum...."

Elbette yazı bu kadar kısa değil.. Dedim ya tüm ayrıntılarıyla mahremiyetin olmadığı bir yazı.. Yazıyı okurken, ister istemez, "Bu tesettür ya da başörtüsü ne menem bir şeymiş ki kadına zulüm aracına dönüşüyor. " düşüncesine kapılabiliyorsunuz, dahası, sözkonsu başında bez bulunan yazarlardan, "Keşke baştan bu kıyafet tercihini yapmayıp rahat etseydik, şimdi vazgeçsek ayrı bir dert" yakınmasını ne zaman duyacağım veya okuyacağım diye heyecanlanıyorsunuz...

Görüyorsunuz değil mi gelişmeyi; Ne kadar çabuk yol kat'etti "sıkmabaşlı" kadınlar...

- Artık tesettürlü geçinen, ancak tesettürlü olup olmadığı da hayli tartışmalı kadınlar için gündeme gelmeme gibi bir sorun yok.. Yeter ki onlar yolunu bilsinler gündeme gelmenin -ki onu öğrenmiş durumdalar şu durumda-

- Dahası; ne yasak kaldı ülkede konuşacak, ne de dert- tasa.. Herşey laylay lomm.. Yapılan eylemler, dökülen gözyaşları, yaşanan dramlar hepsi bir rüya idi, ya da roll.. Sistem sindire sindire kendine benzetti bu eksik eteklileri.. Varsa yoksa, başıbağlıların tatili, plajı, kayması kaldı yazacak, konuşacak..

- Yeni favori mi? Elbette; ahlaksız ve utanmaz dindarlık, ya da tesettürlü utanmazlık...!!! 

Şimdi sizleri 29 Temmuz 2007 tarihinde Hürriyet Genel yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün "Sevişmenin anadili" başlıklı yazısının son bölümüyle başbaşa bırakıyorum;

"...İbn Battuta ilk şoku, Nilüfer Sultan'ı gördüğünde yaşayacaktı.

Çünkü Nilüfer Sultan, o güne kadar gezip gördüğü Müslüman ülkelerin kadınlarından çok farklıydı.

Yüzünde peçe yoktu.

Yüzünde, öyle zorla sultan olduğuna dair bir iz de yoktu.

Bacıyan-ı Rum terbiyesi içinde yetişmiş kadınların kendine güveni onu gerçekten şaşırtmıştı.

Ahilik terbiyesi almış kadınlara böyle deniyordu.

Osmanlı iktidarına Fatih Sultan Mehmed gibi bir torun verecek olan bu kadın kimdi?

"Akıncıların askeri bir tertiple dağıttığı düğünden telli duvağıyla Kayı obasına gelin gelmişti."

Kimine göre kendi rızasıyla gelin gelmişti.

Kimine göre ise "Hiç rızası olmadı, ahdetti de bir daha kimseyle konuşmadı, hatta oğullarıyla ölünceye kadar Rumca anlaştı".

Yani kocasının koynunda bile anadilinde sevişti.

Peki İbn Battuta karşısındaki bu eda, bu dimdik duruş nereden geliyor?

Onun cevabı da Kayı boyunun Bacıyan-ı Rum'unda yazılıdır: "Gerdek gecesi tacını takan kadın, bir daha hiç ağlayamaz."

* * *

Anadil benim hep bir taraflarımı kurcalamıştır. Mesela, hayatım boyunca şu sorunun cevabını hep aradım:

Sevişmenin bir anadili var mıdır?

Bence vardır.

Ve o dil gerçekten anadildir.

Benim için Türkçedir.

Ya Nilüfer Hatun'unki neydi?

Bana göre bir kadının kendini vermemesinin en anlamlı yolu budur.

Yani erkeği anadiline davet etmek.

Bu bilgileri İslami kesimin önde gelen köşe yazarlarından Sibel Eraslan'ın "Kadın Sultanlar" adlı kitabından aldım.

İslami kesimin kadın yazarlarında son yıllarda müthiş bir açılım var.

Kendilerine ait çok ince cinsel kodlar geliştiriyorlar.Üzerinde İslami ebrular dolaşan metinlerin içine çok mahirane şifreler yerleştiriyorlar.

Ama o cinsellik giderek kendini ele veriyor.

Ya da biz de o dili öğrenmeye, o şifreleri çözmeye başlıyoruz. Böyle olunca da okumanın tadına varıyoruz."



Bu yazı 1,939 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 31 Temmuz 2016 Yanılıyorsun Hey Ahmet Hakan
    • 16 Kasım 2007 Mustafa Kemal’in dediği ‘Gül’ü Erbakan mı yetiştirdi
    • 30 Ekim 2007 Cumhuru tehdit gören, cumhuriyeti tehdit eden askerler
    • 20 Ekim 2007 PKK'lı babasına göre terörün çözümü
    • 2 Ekim 2007 Yeni anayasa gerçekten “sivil” olabilir mi?
    • 29 Ağustos 2007 Başkomutana askerleri tavır alıyor, “Çelik Disiplin”/sizlik/ bu olsa gerek...
    • 28 Ağustos 2007 Gül’ün eşi de gelmedi askerler de.. Ne acı değil mi?
    • 24 Ağustos 2007 Ve, 'sıkmabaşlı kadın' medyada yer almanın yollarını keşfetti...
    • 14 Ağustos 2007 Şövalyelik size kalsın Çankaya Cumhur’a yeter
    • 9 Ağustos 2007 Ertuğrul Özkök'e "sessiz" dilekçe!
    • 7 Ağustos 2007 Gül’ün çekilmesi milleti aldatmaktır
    • 5 Ağustos 2007 Kusura bakmayın ama, asıl yemini Leyla Zana yapmıştı...
    • 31 Temmuz 2007 Kemalizm “tabu” ya da "dogma" mıdır?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,216 µs