En Sıcak Konular

Ahmet Altan
Taraf

Ahmet Altan
0 0 0000

Ne oldu şimdi?



Bütün bu karmaşa, savaş, yıkım, acılar nasıl başladı?


Rusya ile Gürcistan arasındaki küçük bir bölgede yaşayan altmış bin Osetin bağımsızlık istemesiyle.


Özerk bir bölgeydiler, “biz bağımsız olmak istiyoruz” dediler.


Gürcüler de “olmaz” dedi.


Ruslar da “olur” dedi.


Sonunda Rusya hepsini aldı.


Şimdi Osetler de bağımsız değil, topraklarında Rus tankları yürüyen Gürcüler de...


Kazanan, en fazla silaha sahip olan oldu.


Osetler niye bağımsızlık istedi?


Gürcüler niye “olmaz” dedi?


Bu soruların mantıklı bir cevabını bilmiyorum doğrusu.


Osetler sadece “özerk” olsaydı, bu Osetler’in hayatında ne değiştirecekti?


Osetler bağımsızlıklarını elde etseydi Gürcüler ne kaybedecekti?


Kazanılacak ve kaybedilecek şeyler gerçekten bu kadar insanın ölmesine değecek şeyler miydi?


Pek sanmıyorum.


Aslında bu kanlı saçmalığı mantıklı gösterebilmek için “kutsal” bir kelimeye ihtiyaç var.


O kutsal kelime de “bağımsızlık”.


“Bağımsızlık” dediğinizde, binlerce insanın ölümü, evinin barkının yıkılması, altından kalkılması zor yaşam güçlüklerinin ortaya çıkması doğal kabul ediliyor.


Bağımsızlık için kaç bin insan öldü acaba?


Sanırım insanlık tarihinin en tehlikeli, en öldürücü kelimelerinden biri “bağımsızlık” kelimesi.


O kelime telaffuz edildiğinde mutlaka birileri ölmeye başlıyor.


Ben “bağımsızlık” kelimesinin insanların gözünü boyamak için bulunduğunu düşünüyorum.


Çünkü insan hayatı için çok önemli olan bir sorunun yapısını değiştiriyor bu kelime.


Bence soru şöyle olmalı:


“İnsanlar nasıl yönetiliyor?”


Bağımsızlık kelimesi ise bu soruyu şu şekilde değiştiriyor:


“İnsanları kim yönetiyor?”


Ve, “kimin” yönettiğine aklını takınca, “nasıl” yönetildiğin sorusu ikinci planda kalıyor.


Çünkü insanlara, “senin nasıl yönetildiğin değil, kimin tarafından yönetildiğin önemli” diyorlar.


Arkasından da ekliyorlar, “seni en iyi senin ırkından biri yönetir.”


Niye beni en iyi benim ırkımdan biri yönetsin?


En iyi yöneticilerin benim ırkımdan çıktığının kanıtı ne?


Pol Pot, Kamboçyalı bir liderdi, Kamboçyalılar en büyük acıyı onun yönetiminde çektiler.


Kenan Evren Türktü.


Onun zamanında çekilen acının hesabı var mı?


Bush da Amerikalı.


Amerika’yı en iyi yönetecek adam Bush muydu sizce?


Bana sorarsanız Türkiye’yi Bill Clinton yönetse çok iyi olurdu.


Bütün Türkler’den daha iyi yöneteceğine eminim.


Amerika’yı da Gorbaçov’un Bush’tan çok daha iyi yöneteceğine kalıbımı basarım.


Rusya’nın başına da siz bir aday bulun.


Bağımsızlık kavramı, bu liderlerin niteliklerini sorgulamayı ikinci derecede bıraktığı için kaypak bir kavram.


Zaten, ülkeler bağımsız olmuyor.


Özelikle geri kalmış ülkelerde sadece “liderler” bağımsız oluyor.


Halk ise bağımlı oluyor.


O liderin denetimine giriyor.


Küba’da sadece Castro bağımsızdı mesela.


Ondan başka bağımsız biri yoktu.


Bence liderler ve yönetimler bağımlı olmalı.


Halk ancak o zaman bağımsız olabilir.


Halkın bağımsız, liderlerin bağımlı olduğu bir sistem nasıl kurulacak peki?


Bu zor gibi gözüken sorunun basit bir cevabı var.


O sistem kuruldu.


Avrupa Birliği’nde bağımsız lider yok.


Bütün ülkelerin yönetimleri diğer ülkeler tarafından denetleniyor, hiçbir yönetimin “bağımsız” olmasına izin verilmiyor.


Onun için de Avrupa halkları bağımsız.


İstedikleri gibi yaşıyor, istedikleri gibi ibadet ediyor, istedikleri gibi konuşuyor, istedikleri gibi giyiniyor, istedikleri gibi yazıyorlar.


Liderler “bağımlı” olunca da kimsenin “bağımsızlık” için ölmesine gerek kalmıyor.


Eğer Rus, Gürcü ve Oset yöneticileri “bağımlı” olsaydı.


Bugün o topraklarda savaş olmayacak ve kimse ölmeyecekti.


Ama bu diyarlarda hâlâ liderler bağımsız.


Ve, hâlâ halk o liderler bağımsız olsun diye ölüyor.


Zaten kimin öldüğüne baktığınızda bile anlayabilirsiniz kimin bağımsız kimin bağımlı olduğunu.


“Bağımsız” liderler savaşta hiç ölmez.


Onların bağımsızlığı için zavallı “bağımlı” halk ölür sadece.



Bu yazı 539 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 19 Ağustos 2009 Mafya, TÜSİAD, Türkiye...
    • 3 Ekim 2008 Korkmalı mıyız?
    • 16 Ağustos 2008 Yavaşlık
    • 14 Ağustos 2008 Ne oldu şimdi?
    • 12 Ağustos 2008 Ayıklamak
    • 30 Temmuz 2008 Dışarıda kim kaldı?
    • 18 Temmuz 2008 Yalanlar, gerçekler, sorular...
    • 16 Temmuz 2008 Çete
    • 14 Temmuz 2008 Emine
    • 12 Temmuz 2008 Dindarlar ve demokrasi...
    • 5 Temmuz 2008 Darbe ve medya
    • 28 Haziran 2008 Solculuk ve dindarlık, zavallılık mıdır?
    • 27 Haziran 2008 Bir darbe yandaşı
    • 26 Haziran 2008 Travma
    • 21 Haziran 2008 'Düşman değiliz be paşalar'
    • 13 Haziran 2008 Yeni sorun ihtiyacı...
    • 12 Haziran 2008 Anlamak için...
    • 2 Haziran 2008 Altınların parlaklığı...
    • 1 Haziran 2008 Fırsatçılık ve pusu
    • 28 Mayıs 2008 Her Türk asker doğar

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,258 µs