En Sıcak Konular

Mehmet Altan
Star

Mehmet Altan
0 0 0000

Elitist mi, kitlesel mi?



Geçenlerde... Üniversite olmayan son dokuz ile de üniversite açılmasına karar verildi. Ardahan. Bartın. Bayburt. Gümüşhane... Hakkari. Iğdır. Şırnak. Tunceli ve Yalova’nın da üniversiteleri olacak.

1970’lerde yeryüzünde yirmi beş milyon insan üniversiteye gidiyormuş... Aradan geçen otuz sekiz yılda bu sayı yüz otuz milyona yükselmiş. Dünyadaki üniversiteli sayısı altıya katlanmış. Eğer nüfusun yüzde 10’u kadar bir kesime eğitim veriyorsanız, buna ‘seçkinci eğitim’ denmekte. Eğer bu oran katlanarak büyür, git gide artarsa, buna da ‘kitlesel eğitim’ denmekte...

Türkiye’deki üniversiteleşme oranı ise ‘ne seçkinci, ne de kitlesel’ bir kategoriye dahil.

Bizde üniversiteleşme yüzde 20’lerde... Yüzde 10’u aşıyor ama kitlesel sınırlara da ulaşamıyor.

Tam arada derede bir durum. 

* * * 

Türkiye geçen otuz-kırk yıl içinde üniversite eğitimi gören nüfus, sayısını on misli artırmış... Dünya ortalamasının üzerinde bir artış bu. Şu anda da sistemin tümünü göz önüne aldığınızda yüksek eğitimdeki öğrenci sayısı iki milyon civarında... Her yıl iki yüz elli bin kişi de üniversite ya da yüksek okullardan mezun olmakta... Önümüzdeki on yıl içinde bunun iki misline çıkacağı hesaplanmakta. Ama bir soru var... Bu öğrencilerin doğru dürüst eğitilmelerini sağlayacak olan ‘öğretim üyesi’ meselesi ne olacak? 

* * * 

Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Atilla Aşkar, gelecek on beş yıl içinde yüz on sekiz bin öğretim üyesi yetiştirmemiz gerektiğine dikkat çekiyor:

‘Türkiye ilköğrenimde zorunlu eğitimin uzaması ile son yıllarda hemen hemen herkese eğitim verebiliyor.

İleride zorunlu eğitimin 12 yıla çıkması da daha fazla insanın temel eğitim almasını ve bunun yükseköğrenime ilginin artışı olarak yansımasını sağlayacak.Örneğin üniversite öğrenci sayısı iki katı artarak 4 milyona ulaşabilir. Bu sayısal analizleri şöyle yorumlayabiliriz:

Üniversite sayısı ile üniversite öğrenci sayısı hızla artıyor. Bu, ilköğretimdeki öğretmen ihtiyacı gibi, yüksek öğretimde de nitelikli akademisyen ihtiyacı anlamına geliyor.Yeni akademik kadroları yetiştirmek, yine öğretim üyelerimizin temel görevi içinde. Bugünkü tempo ile devam edersek, 2023’e gelince toplam öğretim üyesi sayısı 32 binden 70 bine yükselecek.

2023 için Türkiye’nin planladığı ise 90 bin.

AB’nin en düşük ortalamalarını hedeflersek, öğretim üyesi sayımızın 150 bine çıkması gerekir.

Yani, minimum AB standartlarında yükseköğrenim için, 15 yılda 118 bin öğretim üyesi yetiştirmemiz gerekiyor.’

Bu nasıl olacak?

Evrensel düzeylerde, dünyanın saygın her üniversitesinde rahatlıkla ders verebilecek, yüz on sekiz bin öğretim üyesi. Dünyalı bilim adamları...

* * *

Bizim üniversitelerde bir öğretim üyesine düşen ortalama öğrenci sayısı otuz.

Olması gereken ise on beş ya da yirmi.

Buna rağmen ‘kitlesel eğitime’ kör topal da olsa geçilmesi yönünde siyasal bir irade var.

‘Her il’e bir üniversite’ anlayışına karşı çıkanların eleştirileri ise üç noktada toplanıyor:

Son birkaç yıl içinde çok sayıda yeni üniversite kurulması kararı, herhangi bir plana ve programa dayanmıyor.

Yükseköğretim kuruluşlarının öğretim elemanı, altyapı ve finansal kaynak eksiklikleri gözetilmeden alınan ve siyasal gerekçelerden kaynaklandığı izlenimi yaratan bu karar da yükseköğretim sistemimizin karşı karşıya bulunduğu sorunları, özellikle eğitim kalitesi ve araştırma-yayın performansı açısından, daha da ağırlaştıracak.

Gelişigüzel bir biçimde ve alelacele alınan bu ve benzeri kararlar, yükseköğretimde okullaşma oranının artması yerine, üniversitelerimizin okullaşması sonucunu doğuracak. 

* * * 

Seçkinci eğitim...

Kitlesel eğitim...

Dünya demokratikleşiyor, zenginleşiyor, yenileşiyor ve insanlarına daha ileri düzeyde eğitim veriyor. Daha önceleri bir ufak azınlık üniversiteden nasiplenirken, şimdi yığınlar da bu olanaktan yararlanıyor... Dünyadaki, özellikle gelişmiş ülkelerdeki durum bu.

Peki ya Türkiye?

Biz ‘seçkinci’ eğitimi ne kadar başardık ki, kitleselleşmeye hamle ediyoruz? Ömrünü bu işe vermiş biri olarak, mevcut eğitim sistemiyle kitleselleşmeye gitmenin çok ağır faturalar doğurabileceğini ben de söyleyebilirim. 

* * * 

Neden mi?

Üniversite eğitimi özgür bir yaşam biçimidir, küçük akvaryumda, yani kenarda kıyıda kalmış yerleşim merkezlerindeki dar yaşam anlayışında istenilen sonuç alınamaz...

İki, gerçek hoca yok ise üniversite olmaz.

Üç, mesleğini içselleştirmemiş ‘yarım aydına’ diploma verirsen ‘babasını asar.’

Şikayet ettiğiniz yerel hukukçudan yanlış ameliyat yapan doktora, sabah akşam örneklerinden topluca muzdarip olduklarımızın hepsi hangi üniversitelerin mezunu Allah aşkına?

Yani, hak edilmemiş üniversite diplomasını bolca dağıtmak gelip yine toplumu vuruyor.

Şunu sakın unutmayın...

Demokratikleşmek iyidir ama üniversite mutlak tavizsiz bir kalite ister... Tersi toplumsal bir cinayet bile sayılabilir.


Bu yazı 758 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Oku bakayım...
    • 16 Ağustos 2008 Beş yıl önce neredeydiniz?
    • 14 Ağustos 2008 Ahmedinejad’la...
    • 12 Ağustos 2008 Saakaşvili Tolstoy okudu mu?
    • 31 Temmuz 2008 ‘Kapatma ama hırpala..’
    • 14 Temmuz 2008 MİT’in Ergenekon listesi...
    • 12 Temmuz 2008 İran savaşı yaklaşıyor mu?
    • 10 Temmuz 2008 Ölümün askerleri
    • 8 Temmuz 2008 Öksüz Çocuk Eldiveni...
    • 5 Temmuz 2008 Dağbaşı
    • 28 Haziran 2008 Bir Türk neye bedel?
    • 26 Haziran 2008 Türkiye-Almanya
    • 21 Haziran 2008 ‘Kamuoyunu TSK çizgisine getirmek’...
    • 13 Haziran 2008 Gerçekten cevap bu mu?
    • 11 Haziran 2008 Askeri sopa ile özen...
    • 2 Haziran 2008 Elitist mi, kitlesel mi?
    • 1 Haziran 2008 Sizi muhatabınız belirler...
    • 28 Mayıs 2008 Sivas’ın doğusu...
    • 25 Mayıs 2008 Danıştay ne karar verecek?
    • 24 Mayıs 2008 Birinci Cumhuriyet’in sonu mu?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,410 µs