En Sıcak Konular

Mehmet Altan
Star

Mehmet Altan
0 0 0000

Bela



Çünkü yüksek hızda kalkınma isteğini finanse edemiyor. Neden finanse edemiyor? Çünkü tasarrufu yeterli değil... Kalkınmanın yolu yüksek yatırımdan, yüksek yatırım da yüksek orandaki ülke içi tasarruflardan geçer.

Ülke içi tasarruf, bu yüksek yatırımı karşılamayınca... Aradaki açığı ne karşılar?

Yabancı tasarruflar.

***

Tasarruf, gelirin tüketilmeyen kısmıdır.

Fakir bir ülkenin gelir yetersizliği onun kanatlanıp gitmesini engeller.

Türkiye, akılcı bir iktisat politikası ile daha fazla zenginleşmeyi hedeflemedi.

Ama kaynaklarının çok üzerinde bir kalkınmadan da hiç vazgeçmedi.

Aradaki farkı da ya para basarak gidermeye çalıştı ya da borçlanarak.

Hálbuki sağlıklı yöntem, mevcut ekonomik kaynaklardan daha büyük zenginlik yaratmak ya da tasarrufları oranında bir kalkınmayla yetinmekti.

***

Küreselleşme böylesine hız kazanmadan evvel ‘tasarruf sorunu’ ekonomilerin en temel sorunlarından birisi idi.

Türkiye’nin de en temel sorunuydu.

Küreselleşmeyle birlikte bu sorun aşılmadı ama nitelik değiştirdi.

Tasarruf sorunu olan ülkeler, küreselleşen dünyadaki bollaşan yabancı sermayeyi çekerek yollarına devam ettiler.

Ne var ki ulus-devlet mantığının daha koyu bir biçimde yaşandığı dönemde de, şimdi de, ihtiyaç duyulan yabancı fonların bulunması ile uluslararası sistem arasındaki ahenk birbiri ile çok irtibatlı.

Bir ülke ihtiyacı olan dış tasarrufu bulmakta zorlanmaya başlıyorsa, bu, onun uluslararası sistemle sorunlarının arttığını, dünyanın dilini konuşmakta zorluk çektiğini gösterir.

***

‘Darbelerin Ekonomisi’ kitabım, ülke içi tasarruflarla yatırımlar arasındaki farkın açılıp da bu ‘farkın’ dış tasarruflarla giderilememesi halinde darbe olacağını vurgulayan bir çalışmadan oluşur.

Askeri darbelerin nedenleri hep iç politikadaki parti çekişmelerine, politikacıların çapsızlığına, terörün tırmanmasına bağlansa da, darbeler aslında ‘dünya kapitalist’ sistemiyle Türkiye’deki ekonomik gelişmelerin çatıştığı noktalarda, yani ülke içi yatırımlarla tasarruflar arasındaki farkın açıldığı ve dış tasarruflarla kapatılamadığı hallerde ortaya çıkar.

‘Sabit sermaye yatırım oranı’ ile bu çabayı besleyen ‘yurtiçi tasarruf oranları’ arasındaki fark, ülkenin sosyal sağlığını anında yansıtır.

Biriktirdiğinden daha fazla harcayan insanların iflasa gitmesi gibi Türkiye de ihtiyacı olan dış kaynağı bulamadığı her dönemde iflasa gitmiştir.

Neredeyse bire bir bu ilişkiyi tüm darbelerde görmek mümkündür.

En son 28 Şubat sürecinin yaşandığı 1997 yılının hemen öncesi ve sonrasında Türkiye’nin dış kaynak ihtiyacının arttığını, darbe yılında ise en yükseğe çıktığını görürsünüz.

Bu 1960, 1971, 1980 darbelerinde de öyledir.

***

Bunları yeniden niye hatırladım?

Çünkü geçenlerde Bankalar Birliği Başkanı ve benim eski öğrencim Ekrem Keskin’in bir demecini okudum...

Şöyle diyordu:

‘Kredi riski arttı, fiyatlar arttı, faiz riski arttı. Haziran 2007 tarihinde 55 milyar dolar yabancı sermaye geldi, 32 milyar dolarlık da cari açık vardı. Şubat 2008’de ise yabancı sermaye miktarı 45 milyar dolara geriledi, cari açık ise 39 milyar dolara yükseldi. Dışarısı düzelmeden cari açığı düzeltemeyiz. İç tasarrufları artırmak zorundayız. Özel ve kamuda tasarruf açığı var. Yüzde 5’lik tasarruf açığı var. Yılda 45-50 milyar dolar taze para gerekiyor. Piyasalarda kırılganlık oluşturmak istemiyorsak sermaye bulmamız gerekiyor.’

***

Tasarruf açığı yüzde 5’e vardıysa, çığlık çığlığa ‘aman dikkat’ diye bağırmak gerekir.

Neden mi?

Çünkü tasarruf açığının yükselmesi ülkenin uluslararası sistemle ilişkilerinin bozulması anlamına gelir.

Uluslararası sistem ise bu kaymayı hep sert darbelerle önleyegelmiştir.

Bir ülkede tasarruf açığı artıyor ve kapatılamıyorsa ‘bela’ kapıdan içeri girmeyi bekliyor demektir.

‘Darbelerin Ekonomisi’nin tezi, maalesef hiç yanılmadı...

Aman dikkat.


Bu yazı 685 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 3 Ekim 2008 Oku bakayım...
    • 16 Ağustos 2008 Beş yıl önce neredeydiniz?
    • 14 Ağustos 2008 Ahmedinejad’la...
    • 12 Ağustos 2008 Saakaşvili Tolstoy okudu mu?
    • 31 Temmuz 2008 ‘Kapatma ama hırpala..’
    • 14 Temmuz 2008 MİT’in Ergenekon listesi...
    • 12 Temmuz 2008 İran savaşı yaklaşıyor mu?
    • 10 Temmuz 2008 Ölümün askerleri
    • 8 Temmuz 2008 Öksüz Çocuk Eldiveni...
    • 5 Temmuz 2008 Dağbaşı
    • 28 Haziran 2008 Bir Türk neye bedel?
    • 26 Haziran 2008 Türkiye-Almanya
    • 21 Haziran 2008 ‘Kamuoyunu TSK çizgisine getirmek’...
    • 13 Haziran 2008 Gerçekten cevap bu mu?
    • 11 Haziran 2008 Askeri sopa ile özen...
    • 2 Haziran 2008 Elitist mi, kitlesel mi?
    • 1 Haziran 2008 Sizi muhatabınız belirler...
    • 28 Mayıs 2008 Sivas’ın doğusu...
    • 25 Mayıs 2008 Danıştay ne karar verecek?
    • 24 Mayıs 2008 Birinci Cumhuriyet’in sonu mu?

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    6,121 µs