En Sıcak Konular

Avni Özgürel
Radikal

Avni Özgürel
0 0 0000

Laikliği masaya yatırmak!



Laikliğe övgü dizip bin bir gerekçeyle önemini vurgulamak ne kadar saçmaysa, herkesin kendi meşrebince yeni tarifler icad edip 'kapsam dışına' çıkmaya çalışması da o kadar saçma. Benimsediğimiz ve esasen yönetim tekniği olmaktan öte önemi olmayan kavramlara özel anlam ve kutsiyet yüklemeye çalıştıkça sorun çözmek zorlaşır.
Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik çağlar ötesinden bugüne yaşanan bir dizi felaketin ardından, tarihin olabildiğince huzurlu yaşamaları için toplumların önüne koyduğu araçlar. Öyle olmazsa olmaz falan nitelikleri de yok esasen. İngiltere nasıl cumhuriyet ve laiklik yok diye ikinci sınıf devlet değilse, aynı şekilde Fransa ve Portekiz'den başka laik devlet yok diye kıta Avrupası nasıl medeniyet sıralamasında geriye düşmüyorsa; Türkiye de sadece hukukunda laik cumhuriyet kavramına yer verdi diye taçlanmış sayılmaz. Benimsenen idare tekniğini anlamlı kılan onun ilan edilmişliği ya da kanunlaştırılması değil, uygulanan haliyle insanlarda adalet duygusunu pekiştiren, dolayısıyla bireyin kendisini sistemin şemsiyesi altında olmakla madden ve manen güvenli hissedeceği hale getirmesi.
İş dönüp dolaşıp zihniyet meselesine geliyor. İstediğiniz kadar kusursuz yasa yapın, uygulayacak kişiler ya da toplum bildiğini okuma alışkanlığını terk etmeye hazır ve razı değilse, koyduğunuz kural şıklıktan, sakilliğe fon/ efekt oluşturmaktan öte anlam ifade etmiyor. Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak tanımlanan bir cumhuriyet olmakla birlikte Türkiye'nin bu niteliklerin hiçbirinde ne geçmişte ne günümüzde toplumsal mutabakatın bulunmadığını, tamamının kurucu irade eliyle 'bundan sonra böyle' denilerek yürürlüğe sokulduğunu biliyoruz. Tabii uygulamada bu kavramların ne denli işlerlik kazandığını da. Yapılanların yanlış olduğunu söylemiyorum; tercihin doğruluğu, kurucu iradenin aldığı kararların üzerinde toplumsal mutabakat olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.
Türkiye'nin sinir düğümü dört konu var. Demokrasi, laiklik, Türk ve Kürt meselesi. Demokrasi, çok partili hayat ve serbest seçimin ötesinde bir şey. Medeni dünyayla aynı sözcüğü kullanıyoruz ancak kastettiğimiz mana aynı değil. Benzer durum laiklik için de geçerli. Kronolojik açıdan 940 senesinde Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han'ın benimseyip 'resmi devlet dini' ilan etmesinden bu yana Müslümanız.
Laiklikse Cumhuriyet'ten çok önce başlayan bir mesele. Sultan Aziz'in 1868'de genel seçimle teşkil olunan ve bu bakımdan ilk meclis sayılabileceğimiz Şûra-yı Devlet'i açış konuşmasında 'Teşkilat-ı cedidemiz kuvve-i icraiyenin kuvve-i adliyye, diniyye ve teşiiyyeden tefriki esasına müteniddir' (Yeni teşkilatımız yasama, yargı, yürütme ve dinin biribirinden ayrılması esasına dayanmaktadır) demesiyle devlet gündemine girdi laiklik... Ardından inşasına çalışılan, İngiltere'dekine benzer şekilde dini liderliğin sembolik olarak hükümdarda kalacağı, Müslümanlar dahil her dini cemaatin müstakil dini kurumlardan hizmet alacağı bir meşruti demokrasiydi. Olmadı. Tekke ve zaviyeleri kapatma dahil pek çok konu 2. Abdülhamid'in gündemindeydi, başarılamadı. İttihat Terakki darbesi, ardından savaşlar, yenilgi, işgal ve nihayet Atatürk'ün önderliğinde yeniden ayağa kalkış. Sonrası dini liderlerin ve ulemanın tavrının reformlara itiraz olarak belirginleştiği, devleti inşa eden kadronun bu itirazları 'iç düşman' olarak tanımlayıp Cumhuriyeti güçlendirme heyecanın arkasına bu öfkeyi koyduğu süreçtir.
85 yıl geçtikten ve o yıllarda az taraftarı olan reformlar nisbeten geniş kitleler nezdinde kabul gördükten sonra herhalde laikliği ilk ve son kez olabildiğince geniş bir katılımla masaya yatırıp tartışmalı ve prensibin tarifini yapmak için değil uygulamasının nasıl olması gerektiğinde mutabık kalmalıyız. Bunu yapmayı ertelediğimiz sürece alakalı/alakasız her sorunun gelip orada ark yapacağını ve çözülmeksizin rafa kalkacağını görmemiz lazım.



Bu yazı 1,174 defa okundu.






Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 18 Nisan 2010 Doğum gününde sevgiliyi hatırlamak...
    • 3 Ekim 2008 Gerçek gündem ve eğlence
    • 14 Ağustos 2008 Bir test, 2 bin ölü!
    • 30 Temmuz 2008 İddianamenin şifresi
    • 12 Temmuz 2008 Ordu ne düşünür?
    • 2 Temmuz 2008 AKP davası ve Ergenekon
    • 26 Haziran 2008 Travma!...
    • 21 Haziran 2008 Yeni dönemde Tayyip Erdoğan ve...
    • 12 Haziran 2008 Yargı kılıf işlevi görmeye başlarsa!..
    • 28 Mayıs 2008 Kritik dönemeç
    • 21 Mayıs 2008 Mahkeme nasıl kışkırtılır?
    • 14 Mayıs 2008 Sahtelik, devlet ve siyaset
    • 8 Mayıs 2008 Erdoğan’ın yol haritası
    • 30 Nisan 2008 CHP değişirse her şey değişir!..
    • 23 Nisan 2008 Laikliği masaya yatırmak!
    • 16 Nisan 2008 Perdeyi kaldırmak
    • 9 Nisan 2008 AKP nasıl kurtulmaz?
    • 2 Nisan 2008 Tayyip Erdoğan
    • 26 Mart 2008 Başımıza gelenler...
    • 19 Mart 2008 Siyasi tarihin ayıplı sayfaları

    En Çok Okunan Haberler


    Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    5,677 µs